DEDE KORKUT OZAN ÂŞIK KİMLİĞİNİN DEDE ELESGER’DE TECELLİSİ

Prof. Dr. Ali KAFKASYALI

 

Özet

 

Bir sanatçıyı, edebî şahsiyeti veya onun eserlerini değerlendirirken sanatkârın yaşayıp yarattığı iklim ile sanat eserinin vücut bulduğu şartlar bilinmeden ve kökü, kaynağı tespit edilmeden sanatçı ve eser hakkında isabetli bir değerlendirme yapmak doğru olmaz.

Dede Korkut ozan-âşık sanatı, tamamen soy, kök bağlılığına ve “genetik” devamlılığa dayanan sanat ve sanatçı dünyasıdır. Asırlar önce dünya sahnesinde boy gösteren Dede Korkut ozan-kopuz sanatı, asırlar sonra Dede Elesger’in sazında, sözünde ve şahsiyetinde zuhur etmesi bunun göstergesidir.

Gökçe mahallinde dünyaya gelip orada sanatını icra eden Elesger, Korkut Ata gibi elinde sazıyla oba oba, yayla yayla, köy köy gezerek halkın arzuhâlini beylere, onların beklentilerini de halka sunan bilge ozan olmuştur.

Dede Elesger, tasavvuf/tarikat ehli olmamıştır. Onun yolu Kur’an’ın, Hz. Peygamber’in ve onun ilmin kapısı dediği Hz. Ali’nin yolu olmuştur. Bu sebepten şiirlerinde, aşk, muhabbet ve varlıklar gerçek hayattandır. Bununla birlikte halkın ağır hayat şartlarını, zulüm ve zorbalığı, sosyal adaletsizliği, devrin hâkim, bey ve kadılarının tufeyli anlayış ve yaşayışlarını da keskin dille tenkit etmiştir.

Sözü ve özü insan olan bu bilge ozana Oğuz yurdunun evlatları dede demişlerdir. O, “Gerekdi” redifli koşmasında dede vasıflı ozan-âşık olmanın ilkelerini ortaya koymuştur.

Dede Elesger’in Âşık Ali’den aldığı dersler mektep talim terbiyesi sayılırsa o hem mektep hayatı hem de hayat mektebinde yetişmiştir. Çok yönlü sanatını bütün yönleriyle Oğuz ellerinin aksakallarının ve ak pürçeklerinin nezaretinde ve deneyiminde kazanmış ve kendisiyle birlikte erişilmez zirveye çıkarmıştır. Onun bedii sanatkârlık numuneleri olan şiirleri bütün Türk ve akraba topluluklarda hüsnü kabul görmüştür.

Anahtar Kelimeler: Ozan, âşık, Dede Korkut, Dede Elesger.

Giriş

Edebî şahsiyetleri veya eserleri değerlendirirken onların vücut bulduğu devir, sosyal iklim ve soy kökü göz önüne alınmalıdır. Sanatkârın yaşayıp yarattığı iklim ile sanat eserinin vücut bulduğu şartlar bilinmeden ve kökü, kaynağı tespit edilmeden sanatçı ve eser hakkında değerlendirme yapmak tam anlamıyla maksadı temin edemez. Başka bir sözle müellif ve eser, neşvünema bulduğu devir ve öncesinin iklim konsepti içerisinde değerlendirilmelidir. Sanatçının ve sanat eserinin “genetiği” de gözden ırak tutulmamalıdır. Bu soya çekim hadisesi kişisel temelde görülse de halk, hatta millet hayatında dahi devamlılık ve kaynaklık arz etmektedir. Fârâbî, Kâşgarlı, Yesevî, Hakanî, Nizamî, Nesimî, Hatayî, Nevaî, Fuzûlî gibi sanatçıların şahsiyetlerinde ve eserlerinde zuhur eden soy, kök ilişkileri ve benzerlikleri; Dede Korkut, Kurbanî, Hasta Kasım, Dede Elesger’deki ses, söz, saz, sanat ilgi ve ilişkileri de bu “genetik” devamlılığın göstergesidir. Bu ilgi, iltisak ve benzerlikler kişisel ve eserler ölçüsünde olmakla birlikte soy ve irs bağlamında da varlığını göstermektedir. Sanatçı da sanat eseri de kökleri üzerinde vücut bulmaktadır. “Ot, kökü üstünde biter.”, “Aslında olan tırnağında gösterir.”, “Aslı neyse nesli odur.” atasözleri bunun ifadesidir.

Türk milletine has bir kültür unsuru olan ozan-âşık sanatı, günümüz ifadesiyle âşıklık geleneği tamamen soy, kök bağlılığına ve genetik devamlılığa dayanan sanat ve sanatçı dünyasıdır. Asırlar öncesinden varlığını dünyaya duyuran Dede Korkut ozan-kopuz sanatının, asırlar sonra Dede Elesger’in sazında sözünde ve şahsiyetinde tecelli etmesi bu genetik, soy, kök ilgi ve ilişkisinin tipik örneğidir.

Bu bildiride Dede Korkut ozan âşık kimliğinin Dede Elesger’de tecellisi değerlendirilecektir.

  1. Dede Korkut ve “Dede” Misyonu

 

Dede Korkut, Oğuzların vatan tuttuğu Kafkasya’nın geniş coğrafyasında yaşayıp yaratmıştır. Tasnif ettiği Oğuznâmelerde Kafkasya’nın Alınca, Avnik, Bayburt, Derbend, Gökçe Dağ, Gökçe Deniz, Sürmeli, Tatyan, Trabzon gibi nice illerini, ovalarını, dağlarını göllerini şereflendirmiştir (5, 759-790). Dede Elesger’in de Gökçe mahallinde dünyaya gelip aynı illerde sanatını icra etmesi Türk milleti adına büyük bir şanstır (1, 513).

Dede Korkut kitabının ilk paragrafında “Resul aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er koptu. Ol kişi, Oğuz’un tamam bilicisiydi.” denilmektedir (12, 31). Onun gönlüne Hak Teâla’nın ilham ettiği, engin öngörüye sahip bulunduğu, elinde kolca kopuzuyla ilden ile beyden beye gezerek, halkın arzuhâlini beylere, beylerin beklentilerini halka ulaştırdığı, bir çeşit bilge aksakal gibi görev üstlendiği ifade edilir.

Dede korkut, her zaferden sonra kopuzunu alıp halk adına muzaffer bey ve yiğitlerin istikbaline çıkıp onların zaferlerini kutlar, şadlık çalıp kahramanlara ad verir, gazi erenlerin destanlarını tasnif eder. Oğuz ellerinin şanını dünyaya duyurur, kendisi de Oğuzlardan şöhret kazanır.

Rivayet edilir ki, Dede Korkut, Oğuz ellerini, obalarını şöyle bir dua ile efsunlamıştır: “Kolca kopuz alıp elden ele, beyden beye ozan gezer. Er cömerdin er nakesin ozan bilir.  Evinizde, ilinizde çalıp söyleyen ozan olsun. Azıp gelen kazayı Tanrı savsın hanım hey” (۳, ۷۵).

Dede Korkut, “Evinizde, ilinizde çalıp söyleyen ozan olsun.” arzusunu dua şeklinde öyle candan talep etmiştir ki asırlardır Oğuz el ve obalarında çalıp söyleyen ozan eksik olmamıştır. Özellikle Dede Korkut’un yaşayıp sanatını icra ettiği coğrafyada her devirde üstat ozanlar meydan almıştır. Dede Korkut’un sesini, nefesini, sözünü terennüm edip onun kopuzunu, sazını dillendirmişlerdir.

Önemli bir husus da Korkut Ata’ya halkın “dede” unvanı vermesidir. “dede” unvanı elbette ki siyasî, idarî bir makam tarafından verilen bir unvan değildir. Halk tarafından takdir edilen büyük bir unvandır. Elinden dilinden emin olunan, en ulvî değerlerin emanet edilebildiği güvenilir kimse demektir. İslâmi terminolojiyle söylenecek olursa “mü’min” olan ve herkesin “mü’min olarak gördüğü bir insan” demektir. Yine Dede Korkut kitabında geçen “Korkut Ata, Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca işlemezlerdi. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü sayıp tamam ederlerdi” (۲, ۳).

  1. Dede Korkut’un Devamcısı Dede Elesger

Nice yüzyıl sonra Dede Korkut coğrafyasının gözde muhiti Gökçe’de aynı misyonla, sazıyla, sözüyle, sanatıyla ve dede vasfıyla Elesger’in Oğuz ellerinde, köy ve kasabalarda meydan alması büyük bir tevafuktur.

Yaxşı hörmətinən, təmiz adınan,

Mən dolandım bu Qafqaz’ın elini.

Pirə ata dedim, cavana qardaş,

Ana bacı bildim qızı, gəlini (8, 217).

O, Korkut Ata gibi Hak’la ve halkla beraber bir ozan; halkın idrakinin, düşüncesinin, millî varlığının, manevî hasletlerinin tecessümü olmuştur. Bütün bu değerleri hem idrak etmiş hem de bunların sunuculuğunu, sözcülüğünü yapmıştır. O, tarikat ehli olmamıştır. Onun yolu kelimenin tam anlamıyla peygamber yolu olmuştur. İlhamını Allah’ın mesajı Kur’an’dan Hz. Muhammed’in sözlerinden almış Hz. Ali’yi kılavuz kabul etmiştir. Bu sebeple de onun şiirlerindeki aşk da muhabbet de varlıklar da gerçek hayatın kendisidir.

Çıraktan üstada bütün âşıklar ondan güç almış, onun sözünden, sesinden, sazından faydalanmaya çalışmışlardır. O, ozan sanatını insan marifetiyle ulaşılamayacak zirveye çıkarmıştır.  Onun sanatına insan marifetiyle ulaşmak bugüne kadar mümkün olamamıştır. Çünkü o sadece ozanlık bilgi ve yeteneği ile değil, ilahî ilhamla bu sanatı zirveye taşımış ve bunun için de halk ona Dede Elesger demiştir.

Dede Elesger, sahip olduğu vasıfları, diğer ozan-âşıkların da edinmesi için büyük bir iştiyakla Dede Korkut üslûbunda “Gərəkdi” redifli şiirinde (11, 101) şöyle söylemiştir:

Aşıq olub, tərki-vətən olanın,

Əzəl başdan pürkamalı gərəkdi.

Oturub-durmaqda ədəbin bilən,

Mərifət elmində dolu gərəkdi.

Ozan-âşık olup ilinden, obasından ayrılıp başka diyarlara gidenin fıtraten akıllı, ilim, irfan sahibi, yetkin, anlayışlı olmalıdır. Cemiyette oturup durma adabını bilip marifet sahibi olmalıdır.

Xalqa həqiqətdən mətləb qandıra,

Şeytanı öldürə, nəfsin yandıra,

El içində pak otura, pak dura,

Dalısınca xoş sədalı gərəkdi.

Halka gerçekleri onların anlayacağı şekilde anlatmalı, şeytani duygularını ve nefsî arzularını disipline edip halk içerisinde pak oturup pak durmalı, ardından hoş sözlerle anılmalıdır.

Danışdığı sözün qiymətin bilə,

Məcazi danışa, məcazi gülə,

Kəlməsindən ləlü-gövhər süzülə.

Tamam sözü müəmmalı gərəkdi.

Söylediği sözün değerini bilerek gülüp söylemesi mecazi ve muammalı olmalı. Değerli sözler söylemeli.

Arif ola, eyhamınan söz qana,

Naməhrəmdən şərm eyləyə, utana.

Saat kimi meyli haqqa dolana,

Doğru qəlbi, doğru yolu gərəkdi.

Ârif olmalı, üstü örtülü, farklı manalı sözleri anlamalı, utangaç olmalı, meyli Hak ve hakikate yönelik olmalı, kalbi ve yolu doğru olmalıdır.

Diyerek tam anlamıyla mü’min bir insan tarifi yapmıştır.

 

 

  1. Dede Elesger’in Müdrik Sözleri

Âşık şiiri geleneğini her yönüyle ve bütün incelikleriyle iyi bilen Dede Elesger’in şiirlerinde lirizm ve serbest muhabbet hâkimdir. Bununla birlikte halkın ağır hayat şartlarını, zulüm ve zorbalığı, sosyal adaletsizliği, sahte din görevlilerinin bilgisiz ve tufeyli anlayış ve yaşayışlarını keskin dille tenkit etmiştir.

Âşık şiirinin bütün türlerinde şiir koşmakla birlikte yeni forma ve âşık havaları da oluşturarak âşık şiirinin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Yüksek bedii sanatkârlık numuneleri olan şiirleri bütün Türk ve akraba topluluklarda hüsnü kabul görmüştür.

Elesger, Türk dilini saf, duru, berrak kullanma becerisi, söz söyleme, makam oluşturma, hikâye tasnif etme, âşık şiiri nazım türlerinde en özgün örnekler sunmada üstatlığı elinde tutmuştur.

Bilindiği gibi insanlar ya mektepte ya hayatta ya da her ikisinde tahsil alabilir. Elesger’in Âşık Ali’den ders alması (۱, ۵۱۳; ۶, ۱۳۵), zamanın şartlarına göre bir nevi mektep öğrenimidir. Ancak o esas olarak hayat mektebinde yetişmiştir. Yüksek idrak ve izanı yardımıyla sanatının bütün inceliklerini Oğuz ellerinin aksakallarının ve ak pürçeklerinin nezaretinde ve deneyiminde kazanarak erişilmez zirveye çıkmıştır.

Halkın gözünün, yüzünün, sözünün ve gönlünün tercümanı olan Dede Elesger büyük bir vukuf ve yetenekle çalıp söylemiştir. Onun şiirleri Yunus Emre’nin ilâhileri veya Karacaoğlan’ın türküleri gibi halk tarafından büyük hüsnü kabul görmüş, hafızalara, gönüllere işlenip dilden dile gönülden gönüle akarak/aktarılarak günümüze gelmiştir. Günümüzde de Türkçe konuşulan her yerde üstadın şiirleri türkü türkü, şiir şiir okunmakta, söylenmektedir.

Üstat, bir yandan güzelleri, güzellikleri, onların aşk ve muhabbetlerini şiirlerine mevzu edip halkın gönüllerini şenlendirirken bir yandan da Çar idaresinin zorbalıklarını, haksızlıklarını ve zulmünü şiirlerine mevzu edip devrin yöneticilerinin paslı vicdanlarına sunarak halkın yürek ağrılarını dindirmeye çalışmıştır.

Pəristav, naçalnik gələndə kəndə,

Obanı oymağı vururlar bəndə,

Xərc üstə çoxları düşdü kəməndə,

Qamçıda belinin qatı çıxıbdı (۱۱, ۷۰).

Gəzirlər havalı, ağalar bəylər,

Çalışır qan tərdə naxırçı nökər,

Müxtəsər deyir Aşıq Әləsgər,

Kovxanın, kattanın zatı çıxıbdı (۱۱, ۷۱).

(Kovxa / katta: Muhtar, köy veya kasaba büyüğü. Zatı çıxıbdı: Asaleti kaybolmuş.)

Üstat, eleştirdiği insanlar arasında devrin hâkimlerini, beylerini, kadılarını ve din adamlarını da dikkatlere sunmaktan çekinmemiştir:

Әləsgər, elmində olma nabələd,

Doğru söylə, sözün çıxmasın qələt.

Şahiddə iman yox, bəy də ədalət,

Qazıların düz bazarın görmədim (4, 85).

Yaptığı ikazların işe yaramadığını, haksızlıkların ve adaletsizliklerin devam ettiğini görünce de saz ve mızrabıyla kollarını açıp kafasını göğe kaldırarak “Yeri, göyü, ərşi, kürsü yaradan, / Adil padişahsan ədalət eylə.” (۴, ۷۴) diyerek onları Tanrı’ya arz etmiştir.

 

 

Sonuç

Dede Korkut ozan-âşık sanatı, tamamen soy, kök bağlılığına ve “genetik” devamlılığa dayanan sanat ve sanatçı dünyasıdır. Asırlar önce dünya sahnesinde boy gösteren Dede Korkut ozan-kopuz sanatının asırlar sonra Dede Elesger’in sazında sözünde ve şahsiyetinde zuhur etmesi bunun göstergesidir.

Dede Elesger’in yaşadığı muhit, sosyal iklim ve sanat dünyası değerlendirildiğinde Dede Korkut sanatının soy kökü üzerinde neşvünema bulduğu görülür. Bununla da denilebilir ki sanatçı da sanat eseri de kadim kökleri üzerinde vücut bulmaktadır.

Gökçe mahallinde dünyaya gelip burada sanatını icra eden Elesger de Korkut Ata gibi elinde sazıyla oba oba, yayla yayla, köy köy, şehir şehir gezerek halkın arzuhâlini beylere, onların beklentilerini de halka sunan bilge ozan olmuştur.

Dede Elesger, tasavvuf/tarikat ehli olmamıştır. Onun yolu İslâm peygamberi ve onun ilmin kapısı dediği Hz. Ali’nin yolu olmuştur. Bu sebepten şiirlerinde, aşk, muhabbet ve varlıklar gerçek hayattandır. Bununla birlikte halkın ağır hayat şartlarını, zulüm ve zorbalığı, sosyal adaletsizliği, devrin hâkim, bey ve kadılarının tufeyli anlayış ve yaşayışlarını da keskin dille tenkit etmiştir.

Sözü ve özü insan olan bu bilge ozana Oğuz yurdunun evlatları dede demişlerdir. O, “Gerekdi” redifli koşmasında dede vasıflı ozan-âşık olmanın manifestosunu ortaya koymuştur.

Dede Elesger’in Âşık Ali’den aldığı dersler mektep talim terbiyesi sayılırsa o hem mektep hayatı hem de hayat mektebinde yetişmiştir. Çok yönlü sanatını bütün yönleriyle Oğuz ellerinin aksakallarının ve ak pürçeklerinin nezaretinde ve deneyiminde kazanmış ve kendisiyle birlikte erişilmez zirveye çıkarmıştır. Onun bedii sanatkârlık numuneleri olan şiirleri bütün Türk ve akraba topluluklarda hüsnü kabul görmüştür.

Kaynakça

  1. Azərbaycan Sovet Ensiklopediyası, C. I, Bakı, ۱۹۷۶٫
  2. Çakan, Ayşegül, Dede Korkut Hikâyeleri –Kitab-ı Dedem Korkut- Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020.
  3. Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.
  4. Әlәsgәr, İslam, Aşıq Әləsgər (Әsərləri, Dastan, Rəvayətlər, Xatirələr), Bakı, Şərq-Qərb, 1999.
  5. Gökyay, Orhan Şaik, Dedem Korkudun Kitabı, Kabalcı Yayınevi, 2006, İstanbul.
  6. Kafkasyalı, Ali, İran Türk Edebiyatı Antolojisi III, Atatürk Üniversitesi Yayınları, ۲۰۰۲, Erzurum.
  7. Kafkasyalı, Ali, İran Türkleri Âşık Muhitleri, Salkımsöğüt Yayınları, ۲۰۰۹, Erzurum.
  8. Qasımlı, Məhərrəm ve ALLAHMANLI, Mahmud, Aşıq Әdəbiyyatı Antologiyası, Aşıq Poeziyası I, Xalq Bank, 2017.
  9. Qasımlı, Məhərrəm, Ozan Aşıq Sənəti, Uğur, Bakı, ۲۰۰۳٫
  10. Rüstәmli, Fərzəli, Dədə Әləsgər, Bakı, ۲۰۱۷٫
  11. Təhmasib, M. H. Aşıq Әləsgər Seçilmiş Şe’rləri, Azərbaycan Dövlət Nəşriyyatı, Bakı, ۱۹۷۲٫
  12. Zeynəlov, Ferhad ve Әlizadə, Samət, Kitabi Dədə Qorqud, Yazıçı, Bakı, ۱۹۸۸٫

 

ارسال دیدگاه